‘Diğer’ Bölümündeki Yazılar


Cumhurbaşkanlarımızın Bıraktığı İzler

Şimdiye kadar Görev yapmış 10 CUMHURBAŞKANININ BIRAKTIĞI İZLER

Çankaya’nın “EN”leri

Çankaya Köşk’ü 11. sahibine hazırlanıyor. Peki Köşk’ün şimdiye kadarki konukları en çok hangi özellikleriyle tarihe damgasını vurdu?

Cumhurbaşkanı olarak en uzun süre Atatürk, en kısa süre Özal görev yaptı. En çok yabancı konuk kabul eden, yurtdışı ve yurtiçi geziye çıkan cumhurbaşkanı Demirel, hiç çıkmayan ise sadece Atatürk oldu.

Cumhurbaşkanlığı tartışmaları sürerken, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu görevi üstlenmiş 10 cumhurbaşkanının farklılıkları ve benzerlikleri neydi?

(more…)

Adamın karnından bebek çıktı!

bebeli adam

Arnold Schwarzenegger’in ‘Ufaklık’ filmindeki gibi Hindistan’ın Nagpur kentinde yaşayan Sanju Bagat’ın karnı birkaç ay içinde hızla büyüdü…

Arkadaşları ‘Hamile misin?’ diye alay bile ettiler. Birgün nefes darlığı çekince hastaneye kaldırıldı. Doktorlar ‘Karnında tümor var’ dedi. Ameliyata alınan Bagat’ın karnında tümör yerine bir insana rastlandı..

Başında saçları, kol ve bacaklarında ise kas oluşumları gözlenen insanın kalbi karından çıkarılınca durdu. Doktorlar bunun tıp tarihinde 90 kez görülmüş ‘fetus in fetus’ vakası olduğunu belirledi. Yani Bagat, 36 yıldır ikiz kardeşini taşıyordu… Kardeşi, göbek bağı ve kan damarlarıyla gelişmiş ve Bagat’ın karnının şişmesine yol açmıştı.

Bir asker ölür..

Alın terini doldurmuştur matarasına. Tomurcuktur, 20 yaşlarında bir çocuktur daha.
Allah’a emanet ettiğimiz canlarımızdan biri, Allah’ı inkar eden teröristlerin kahpe tuzağına düşer.
Son fotoğrafına sızmıştır kahraman gülüşü. Muhteşem dönüşünü düşler, asker ocağında.
Bir asker ölür.
Onurlu bir nöbetin son yolculuğunda…

***

Dağlarına bahar gelirdi memleketimin, şimdi kahpesi gelir, haini gelir.
Şimdi ölüm gelir, hoş gelsin safa gelsin.
Yeterince cesur, yettiğinden fazla ülkesine sevdalı. 22’sini görememiş daha.
Hayat ve ölüm arasındaki düelloda, kalleşlik yapar ölüm.
Yaşamın askerinin yollarına mayın döşer. “Bir kolum fazla” der asker.
“Bir bacağım fazla.” Helal eder ülkesine.
Bir asker ölür.
Veda eder hikayesine…

***

“Benim doğduğum yerlerde, kimse kimseyi bu kadar öldürmez” diye düşünür, son nefesini vermeden önce.
Anasının suladığı sardunyalar gelir aklına. Gül kurusu perdeler, çocuk sesleri.
Elindeki plastik tüfeği hatırlar.
O sırada dağlardan ölüm getirir rüzgar…
Mayın tarlasında künyesini arar, genç bir delikanlı.
Bir asker ölür. Ajanslar yetiştirir haberi.
İnsanın tam şurasına bir ok saplanır.

***

Gazetelerin “aydın” denilen karanlık yazarları vardır, hiçbiri oralı olmaz.
Onlar namussuzluğun film müziğini dinler, asker analarının ağlayışları yerine.
İhanet köpürür, ihanet dalga dalga yayılır gazete sayfalarından.
Ülkesini savunmanın en yüksek mertebesinde, “Önüm, arkam, sağım, solum” sayar bir delikanlı. İhanetin ortasındadır artık, biri bombayı koyar.
Bir asker ölür…
Yıldızlar susar, aydınların karnı doyar.

***

Demokrasi zibidilerinin buluştuğu yerde, teröristleri besler dağlar.
Bir asker ölür.
İnsanlıktan çıkmış politikacıların sustuğu yerde… Bir millet ağlar.

(Bütün şehitlerin anısına..)

Satranç ve Tavla

Pers imparatorunun basveziri Buzur Mehir tarafindan 1400 yil once
tasarlanan tavla oyunu; dunyanin en populer oyunlarindan biridir. Zaman
kavramindan alinan ilhamla tasarlanan oyunun zamana boylesine direnmesi
son derece etkileyici. Senenin birligi olarak tavla bir tanedir. 4 köşesi
4 mevsimi, tavlanin icindeki karsilikli 6’sar hane 12 ayi, pulların
toplamı ayın 30 gününü ,siyah -beyaz pulları gece ve gündüzü, karsilikli
12’ser hane gunun 24 saatini simgeler..
Eski zamanlarda Hint Imparatoru, satranc oyununu Pers İmparatoruna,
yaninda bir mektup ile hediye olarak gondermistir. Mektubunda oyunla
ilgili hic bir aciklama yapmazken soyle bir mesaj yazmistir.
Pers İmparatoruna;
Kim daha cok dusunuyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi goruyorsa
O kazanir.
Iste hayat budur…

Pers Imparatoru donemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesaji
paylasarak, ondan oyunu cozmesi ve kendisinin de karsilik olarak Hint
Imparatoruna hediye edilmek uzere baska bir oyun icat etmesini ister.
Vezir haftalarca calistiktan sonra gonderilen satrancin her tas hareketini
ve oyunu cozer daha sonra da on gunde tavlayi icad eder ve imparatora
sunar. Hint Imparatoruna tavla oyunuyla birlikte gonderilmek uzere soyle
bir mesaj hazirlanir.
Hint İmparatoruna;
Evet,
Kim daha cok dusunuyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi goruyorsa
O kazanir.
AMA BIRAZ DA SANSTIR.

Iste hayat budur…

Solculuk ve Sağcılık Nerden Gelir ?

1- Fransız siyasal tarihi, kendi toplumsal yapısının 3 ayrı kesimden oluştuğu inancı üstünde biçimlenmişti:
a) Kilise
b) Aristokrasi
c) 3′üncü takım denilen halk kesiminin kentleşmiş olanları, yani burjuvazi…

2- Fransız Sarayı, önemli kararlar alma gereğini duyduğunda, kendi toplumsal yapısını oluşturan her 3 kesimden birer temsilciyle, birkaç günlük bir toplantı yapardı.

3- Aristokratların temsilcisi, Kral’ın “sağ”ında, burjuvaların temsilcisi “sol”unda, Kilise’nin temsilcisi de karşısında otururdu. Kral’ın sağ tarafı, sol tarafından daha itibarlı sayılırdı.

4- Kral 16′ncı Louis de, Hazine’de para kalmadığı ve yeni vergiler salmak gerektiği için; bir formalite niteliğinde olan, 3 değişik kesimin temsilcilerini toplamıştı. Toplantı 1-2 gün sürecekti.
5- Kral’ın “sol” tarafında oturan halk, yahut burjuva temsilcisi; 3 kişilik “Sınıflar Meclisi”nin, gelip geçici olarak değil, sürekli olarak toplanmasını ve Kral’ın her alacağı kararı Meclis’e danışmasını istedi.

Fransız Sarayı’nda, Kral’ın solunda oturan halk temsilcisi, “statüko”ya karşı, yepyeni bir “değişim” öneriyordu.

Fransız İhtilali’yle birlikte ortaya çıkan yeni siyasal yapılanmalarda, “mevcut düzenin - statüko’nun”, halk lehine değiştirilmesini isteyen siyasal kuruluşlarla, onların destekçilerine “solcu” dendi.

Parlamentolarda, solcu siyasetçiler; yüzü parlomantoya dönük Parlamento Başkanı’na göre, toplantı salonunun sol tarafında oturmaya başladılar.

Kaynak - Çetin Altan

Burak ile Levent

Onun adı Burak

Kendisine medyada rastlamışsınızdır. Ya bir trafik kazasının kahramanı olarak, ya babasına borç verirken, ya da milyon dolarlık işlere imza atarken…
28 yaşında… Bilkent Üniversitesi’nde okurken, Londra’ya burslu olarak yollandı ve ekonomi eğitimi yaptı. Askerlik görevini henüz yapmadı… Tecilli!..
1998 Mayıs’ında bir trafik kazasında TRT İstanbul Radyosu Sanatçısı Sevim Tanürek’in ölümüne neden oldu. Şişli’de kırmızı ışıkta durmadı. Kazadan hemen sonra belediye arazözlerinin caddeyi baştan aşağıya yıkayarak 35 metrelik fren izini tamamen sildikleri, olayın cezai yönünün azaltılması için Burak’a kazadan sonra üç ay öncesine tarihli ehliyet verildiği, Sevim Tanürek’in yakınlarının azarlandığı, tanıkların hepsinin tehdit edilip korkutulduğu iddia edildi. Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi, Burak için “kusursuzdur” raporu düzenledi. Ölen Sevim Tanürek 8/8 kusurlu bulundu!. Burak hapisten
kurtuldu. Kusursuz raporunu veren dairenin Başkanı Eyüp Bey ise, daha sonra Türkiye Deniz İşletmeleri Genel Müdür Yardımcılığına atandı. 2001 yılında evlendi. Babası, oğlunun düğününde takılan 174 adet Cumhuriyet Altını’nı mal varlığındaki artışın nedeni olarak açıkladı. Ayrıca, babası 2001 yılında verdiği mal beyanında oğlu Burak’a 220 bin ABD Doları ve 55 bin Alman Markı borcu olduğunu açıkladı. Üniversiteden yeni mezun, o zaman 22 yaşındaki oğluna…

Babası Ülker Grubu ürünlerinin dağıtımını yapan şirketteki hisselerini 1.2 trilyon liraya satana kadar, şirket yönetimini Burak sürdürdü. Ve Burak geçtiğimiz günlerde bir kez daha gündemdeydi. Gıda sektöründeki hisseler satılınca, hemen şirketler kurup denizcilik sektörüne girdi. Yüzde 50 ortağı olduğu MB Denizcilik adlı şirket, 95 metre uzunluğunda Safran 1 adında bir kuru yük gemisi aldı. Gemiyi satan Hasan Doğan, satış fiyatının 2 milyon 325 bin dolar olduğunu söyledi. Burak, gemiyi ortağı ile birlikte 500 bin doları peşin 36 ay taksitle satın aldı. Ayda 72 bin YTL ödeyecekler.

Gemiyi satan Hasan Bey ise, 705 milyon dolara İstanbul’daki İETT Garajı arazisinin sahibi olan Dubai Şeyhi El Maktum’un küçük ortağı oldu. Ayrıca,
Hasan Bey’in ablası Remzi Gür ile evli. Remzi Bey, Burak’ı ve kardeşlerini burslu olarak yurtdışında okutuyor, babasının yakın arkadaşı, tatillerini
onun yazlığında geçiriyorlar.

————

Onun adı Levent…
35 yaşında… Gazetelere, televizyonlara hiç çıkmaz. Ücretli bir çalışan. Aylık maaşından başka bir geliri yok. İş Bankası Fon Yönetimi Bölümü’nde
çalışıyor. Kolay para kazanmıyor. Risk alıyor, işvereni adına verdiği kararlardan dolayı stres oluyor, terliyor. Ülkenin en iyi üniversitelerinden ODTÜ’nün iktisat bölümünden mezun…

Eylül 2004′te kendi gibi ODTÜ mezunu olan Evren ile evlendi. Çankaya Köşkü’nde sessiz sedasız, sade bir düğün yapıldı. Ne trafik kilitlendi ne de yabancı devlet başkanları şahit oldu. Davetliler arasında Köşk’ten bazı personel ve şoförler de vardı. Takı takma merasimi yapılmadı. Gelinin gelinliği
Versace gibi yabancı marka değildi, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nde dikilmişti. Vergisini milletin ödediği diğer şatafatlı düğünlerin aksine, babası,
düğün nedeniyle Çankaya Köşkü’nde o saatlerde tüketilen elektriğin bedelini cebinden ödedi. Nikahı kıyan Çankaya Belediye Başkanı, çiftten “Laik
Cumhuriyete sadık evlatlar” yetiştirmelerini diledi. İstanbul’da 1 milyar 200 milyon liraya ev kiraladılar. Çalışıyorlar. Büyük ihtimalle ev geçindirirken zorlanıyorlardır. Çünkü, Ocak ayında bir erkek çocukları oldu. Bu sevindirici olay da sessiz sedasız gerçekleşti, muhabir, kameraman falan izlemedi.

Levent, arada bir anne-babasını ziyaret için Ankara’ya geliyor. Koruma istemiyor ve havaalanından taksiye binerek Çankaya Köşkü’ne ulaşıyor.
Ancak, şatafatlı ana kapı yerine, köşke ziyaretçilerin alındığı 5 numaralı kapıdan giriyor. Nizamiyeden yürüyerek konuta çıkarken, her seferinde
Cumhurbaşkanlığı korumalarını şaşırtıyor.

Birinin adı Burak, diğerinin Levent..

BURAK, TAYYIP ERDOGAN’IN
LEVENT ISE, CUMHURBASKANIMIZ SAYIN AHMET NECDET SEZER’IN OGLU…

KAYNAK

Levent gibi insanların yetişmesi dileğiyle..