Kanaltürk olayının tüm bilinmeyenleri!

İşte “Kanaltürk” olayı ve bazı yazarların ısrarla sordukları soruların tuncay özkan tarafından yanıtları:

***
- Kanaltürk’ün patronu siz misiniz?

- Hayır… Kanaltürk’ü yayınlayan şirkete, yaklaşık 3 milyon dolar borç verdim. Hissedar olmadım; çünkü bunun “programcı” olarak işimi özgürce yapmamı engelleyeceğini düşündüm. Kanalı yıllardır kader birliği yaptığım arkadaşlarım kurdu.

- 3 milyon doları nereden buldunuz?

- En çok sorulan soru bu… Öncelikle belirtmeliyim ki; Star Gazetesi’nin bir yazarı ısrarla benim Kanaltürk için 17 milyon dolar harcadığımı söylüyor. Bu doğru değil. Bu arkadaş kanalın sahibi şirketin sermayesine bakmış ve bu rakama ulaşmış… Oysa rakamları alt alta dizerek ulaştığı 17 milyon dolarlık sermaye; ödenmiş sermaye değil. Yasal olarak da ödenmek zorunda değil. Bu yüzden böyle bir para harcamadık. Şirkete resmi yollardan, banka işlemleri aracılığıyla verdiğim para yaklaşık 3 milyon dolar civarında. Bu parayı yöneticilikten kazandım. Yıllarca Kanal D’de üst düzey yöneticilik yaptım. Çukurova Grubu’na Medya Grup Başkanı olarak transfer olurken 3 milyon dolar aldım. (Belgesi mevcut.) Ayrıca görev yaptığım 20 ay boyunca ayda 64 bin dolar maaşım oldu. (Bunların da belgesini gösteriyor.) Bu parayı alemlerde yemedim, biriktirdim. Bu gruptan ayrılınca da mesleğimle ve ülkemle ilgili ideallarimi hayata geçirebileceklerine inandığım arkadaşlarımının kurduğu şirkete verdim. Kazandığım paraların tamamının vergisi kaynağında kesildi. Banka sisteminden geçmeden, açıktan bir lira bile almadım.

- Para babanızdan kalmadı yani?

- Rahmetli babam için yazılmayan kalmadı. Kimi MİT’çi yaptı, kimi trilyoner. Ulus Gazetesi’nin Ankara maatbaasında ustaydı babam. Tek serveti bizlerdik. Kazandığı üç kuruşu bizleri okutmak için harcadı ve 40 yaşındayken kaybettik zaten…

- Sünnet meselesi?

- Paramın hesabını belki 40 kez verdim. Buna rağmen, bazı insanlar o kadar çok üzerime geldi ki; sıkıldığım bir anda şaka olsun diye “Üç kez sünnet oldum. Takılan altınları paraya çevirdim” dedim… O kadar kötü niyetliler ki; bunu bile ciddi ciddi yazdılar!

- Size yöneltilen en büyük eleştirilerden biri de CHP’nin seçim otobüsünün üzerine çıkarak nutuk atmanız…

- Ne CHP’ye, ne de başka bir partiye, derneğe üyeyim… Üye olduğum tek kuruluş Türkiye Gazeteciler Cemiyeti. Ülkemin geleceğinden kaygı duyuyorum. Bugünkü iktidarın Türkiye’yi karanlık bir geleceğe sürüklediğini söylüyorum programlarımda. Düşüncelerime önem veren birçok kurumun düzenlediği toplantılara, konferanslara katıldım. Bunların hiçbirinin doğrudan CHP’yle ilişkisi yoktu. Doğru; Ankara’da CHP’nin seçim otobüsünün üzerinde bir konuşma yaptım. Ama bu toplantı iddia edildiği gibi CHP’nin mitingi değildi. Cumhuriyet Kadınları Derneği ile 128 sivil toplum örgütünün birlikte düzenlediği bir mitingdi… CHP sadece kürsü olarak kullanılması için bir otobüs tahsis etmişti. Benim bütün suçum, bütün konuşmacılar gibi o otobüsün üzerinde konuşmak oldu.

- CHP’nin ve MHP’nin kanalınıza maddi destek sağladığı söyleniyor.

- Yalan… Ne bu partilerden, ne de diğerlerinden bugüne kadar bir kuruş bile almadık… Kanalımızın bir yapım şirketi var. CHP’ye teklif götürdük ve “Size belgesel yapalım” dedik. Çünkü bu şirketi ayakta tutmak, para kazanmak zorundayız. Ama bu teklifi sadece CHP’ye değil, ANAP’a ve diğer birçok partiye götürdük. Hiçbiri de henüz kabul etmedi. Ederlerse; yapacağımız belgesel karşılığında elbette para alacağız. Bunda gocunacak bir şey göremiyorum.

- Peki; “Kanalım CHP’nin emrinde” dediniz mi?

- Fıkra gibi… Katıldığım bir konferansta CHP’nin gençlik kolları üyeleri de dinleyici olarak bulunuyordu. Çocuklar seslerini duyuramamaktan yakındılar. Ben de çok sesliliğe inandığım için bu sözü söyledim. Kanaltürk tüm siyasi partilerin, siyaset yapan herkesin platformu.

- Bir gazeteci olarak siyasetin bu kadar içinde olmanız doğru mu?

- Tüm aydınların aktif siyasetin içinde olması gerekir. İnançlarım, düşüncelerim, ilkelerim için elbette siyaset yapacağım. Karanlığa, yolsuzluklara, gericiliğe, bölücülüğe karşı çıkacağım. Bu; hepimizin görevi. Ben Kanaltürk’ten önce de aynı şeyleri yazıp söylüyordum. Bugünün tek farkı, objektiflerin daha fazla üzerimde olması.

- Kanaltürk’te baskı olarak gördüğünüz denetimler ne zaman ve nasıl başladı?

- Kanaltürk’ün kurulduğu günden bu yana belli dönemlerde sürekli denetleniyoruz. Bu çok doğal ve asla itiraz etmedik, etmeyiz. Ama 2006’nın Aralık ayı başlarında bir sabah baktık ki ülkemizde ne kadar resmi kurum var; hepsi aynı anda denetime başlamış. İnanmazsınız; itfaiye bile gelmiş, bacalara bakıyor. Polis güvenlik kameralarının yeterli olup olmadığını inceliyor. Çalışma Bakanlığı, Maliye Hesap Uzmanları, vergi denetim ekipleri hepsi aynı anda binada…

- Bu sizi neden rahatsız etti?

- Başta rahatsız olmadık… Ama Emin Çölaşan, bize yapılanın vergi denetimi olmadığının belgesini yayınladı. Bundan sonra uyandık. Müfettişler sadece bizim gelirimizle, giderimizle, ödediğimiz vergiyle ilgilenmiyor; beş kuruş almadan çalışan programcılarımızın kişisel servetlerini, kredi kartı hesaplarını bile inceliyor… İş vergi denetiminden çıktı, servet soruşturmasına döndü. Oysa böyle bir soruşturma için savcının devrede olması gerekir. Ne benim, ne hissedarlarımızın, ne de programcılarımızın veremeyeceği hiçbir hesap yok… Ama bizden yasal yollarla hesap sorulmuyor! Sorarım size; üstümüzde bu kadar baskı varken, hangi meslektaşım neden gelip bu kanalda program yapsın? Çekinmez mi, korkmaz mı? Elbette korkar. Zaten amaç da bu: Korkutmak, sindirmek, susturmak…

- Ne yapmayı düşünüyorsunuz?

- Elbette dava açacağız. Uğradığımız haksızlığı içeride ve dışarıda her platformda anlatacağız.

- Bu olaylar kuruma zarar verdi mi?

- Vermez olur mu? Düşünün; siz bu kanala reklam veren bir kurumsunuz… Bütün faturalar ortada olmasına karşın, size telefon edip kaç para verdiğinizi, ne hizmet aldığınızı ince ince soruyorlar. İktidarı karşısına almak istemeyen reklam verenin bundan etkilenmemesi mümkün mü? Her ay milyonlarca dolar giderimiz var. Bunu karşılayamazsak ayakta kalamayız. Zaten istedikleri de bu!

***
Tuncay Özkan’ın anlattıkları böyle…

Görünen o ki; Kanaltürk’te yapılan sıradan bir “vergi denetimi” olmayı çoktan aşmış, servet soruşturmasına dönmüş… Yazarların, muhabirlerin hesapları; yasalara aykırı bir şekilde, üstelik geçmişe dönük olarak didik didik ediliyor.

Diyeceksiniz ki; “Ortada bir yasadışılık varsa, bunu yapanlar elbette hesap verir…”

Doğru… Verir!

Ama bu kanal o zamana kadar ayakta kalır mı?

Umarım kalır…

Kaynak

yükleniyor Raporunuz gönderiliyor , lütfen bekleyiniz .

Diğer Yazılar

Yorum Yapmaya Ne Dersiniz ?

 


*
Lütfen aşağıdaki güvenlik kodunu soldaki boşluğa giriniz.
Kodu Yenile.

Güvenlik Kodu